Adres:
Çetin Emeç Bulv. Yukarı Öveçler Mh. Lizbon Cd. No: 2/3 Çankaya, Ankara
Telefon:
0 (312) 911 81 94
7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu ile kurulan Siber Güvenlik Başkanlığı, ülkenin siber güvenlik altyapısına ilişkin en hassas bilgilere erişen bir kurumdur. Kritik altyapıların envanteri, zafiyet ve sızma testlerinin sonuçları, siber tehdit istihbaratı ve kamu kurumlarının güvenlik açıkları bu kurumun gündelik çalışma malzemesidir. Bu bilgilere erişen personelin görevden ayrıldıktan hemen sonra özel sektöre geçmesi ya da edindiği bilgileri kamuoyuyla paylaşması, kurumun işleyişini ve ülkenin güvenliğini tehlikeye atabilecek riskler taşır.
Kanun koyucu bu riskleri 12. maddede iki yasakla karşılamış, 16. maddenin sekizinci fıkrasıyla da bu yasaklara aykırılığı üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlamıştır. Birinci yasak, Başkanlıktan ayrılan personelin iki yıl süreyle siber güvenlik alanında çalışmasını, ticaret yapmasını ve bu alandaki şirketlere ortak olmasını yasaklayan bir çalışma yasağıdır. İkinci yasak ise Başkanlıktaki görev ve faaliyetler kapsamında edinilen her türlü verinin kitle iletişim araçlarıyla yayımlanmasını veya açıklanmasını yasaklamaktadır.
Bu iki yasağın arkasındaki kaygılar meşrudur. Ne var ki yasakların kaleme alınış biçimi, onları ağır bir ceza normunun dayanağı olmaya elverişli olmaktan uzaklaştırmaktadır. Bu yazıda hükmün yapısını, iki yasağın unsurlarını, karşılaştırmalı Türk hukukundaki benzer düzenlemeleri, Anayasa Mahkemesinin çalışma yasaklarına ilişkin içtihadını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kamu yararına ifşa içtihadını birlikte ele alıyoruz. Değerlendirmelerimizde Mehmet Bedii Kaya’nın Siber Güvenlik Hukuku adlı eserinin yanı sıra Ulusal Tez Merkezinde yer alan ilgili lisansüstü çalışmalardan da yararlandık. Hüküm yürürlüğe gireli kısa bir süre olduğundan, bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla uygulamaya yön verecek yerleşmiş bir Yargıtay içtihadı bulunmamaktadır.
Siber Güvenlik Kanunu m. 16/8’e göre 12 nci maddeye aykırı davrananlara üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Fıkra, suçun unsurlarını kendisi tanımlamamakta, Kanunun Personele İlişkin Hükümler başlıklı Üçüncü Bölümünde yer alan 12. maddeye atıf yapmaktadır. Bu yönüyle hüküm, suç tanımının bir başka norma bırakıldığı bir atıf normudur.
Yasak hükümler başlıklı 12. maddenin birinci fıkrasına göre Başkanlıkta kadrolu veya sözleşmeli statüde görev yapanlardan Başkanlık ile herhangi bir nedenle ilişiği kesilenler, Başkanlıktan muvafakat almadan iki yıl süreyle yurt içi veya yurt dışında siber güvenlik alanında resmi veya özel başka hiçbir görev alamaz, bu alanda ticaretle uğraşamaz, serbest meslek faaliyetinde bulunamaz ve özellikle bu sektörde faaliyet gösteren bir şirkette hissedar veya yönetici olamaz. İkinci fıkraya göre ise Başkanlıktaki görev ve faaliyetler kapsamında edinilen bilgi, belge ve benzeri her türlü verinin, Başkanlıkça yetki verilen durumlar hariç olmak üzere, radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi, kitap ve diğer tüm medya araçları ile her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçları vasıtasıyla yayımlanması veya açıklanması yasaktır.
Madde gerekçesi, maddeyle Başkanlıkta görev alanlar ile Başkanlıktan herhangi bir nedenle ilişiği kesilenlerin yükümlülüklerine yer verildiğini belirtmekle yetinmektedir. Doktrinde bu suç, SGB personeline getirilen yasaklamalara aykırı davranılması suçu olarak adlandırılmakta ve iki yasak sırasıyla çalışma yasağı ve bilgi ifşa yasağı olarak ele alınmaktadır (Mehmet Bedii Kaya, Siber Güvenlik Hukuku, Dijital Baskı 1.0, 2025, s. 269-270).
Hükmün yapısındaki ilk sorun, birbirinden tamamen farklı nitelikteki iki yasağın tek bir ceza aralığına bağlanmış olmasıdır. Ayrıldıktan bir yıl sonra bir siber güvenlik şirketinin halka açık hissesinden birkaç adet satın alan eski bir uzman ile Başkanlığın elindeki kritik altyapı zafiyet listesini sosyal medyada yayımlayan eski bir uzman, kanun metnine göre aynı suçu işlemiş olur ve aynı ceza aralığıyla karşı karşıya kalır. İki fiilin haksızlık içeriği arasındaki uçurum, ancak temel cezanın belirlenmesinde TCK m. 61’deki ölçütlerle kısmen giderilebilir. Ceza aralığının alt sınırının üç yıl olduğu düşünüldüğünde, bu takdir alanı da fazlasıyla dardır.
Şekil 1. SGK m. 12’deki iki yasak ve bunlara bağlanan m. 16/8 cezası.
Kaynak: 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu m. 12 ve 16/8.
Çalışma yasağının muhatabı, Başkanlıkta kadrolu veya sözleşmeli statüde görev yapanlardan Başkanlık ile herhangi bir nedenle ilişiği kesilenlerdir. Bu ifade iki önemli sınır içermektedir.
Birincisi, yasak yalnızca kadrolu ve sözleşmeli personeli kapsar. Kanun, geçici görevlendirme ile Başkanlıkta çalışanları başka bir hükümde ayrıca anmıştır. 10. maddenin ikinci fıkrasına göre Başkanlıkta, geçici olarak görevlendirilenler de dahil olmak üzere, görev alan tüm personele güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılır. Kanun koyucu geçici görevlendirilenleri kapsamak istediği yerde bunu açıkça belirtmiştir. 12. maddenin birinci fıkrasında bu ifadeye yer verilmemesi, başka kurumlardan geçici olarak görevlendirilen personelin çalışma yasağının dışında kaldığını göstermektedir. Ceza hukukunda kıyas yasağı karşısında bu sınırın yorum yoluyla aşılması mümkün değildir.
İkincisi, yasak ilişiğin kesilme nedenine bakmaksızın uygulanır. İstifa eden, emekliye ayrılan, sözleşmesi yenilenmeyen, güvenlik soruşturması olumsuz sonuçlanan veya disiplin yoluyla görevine son verilen personel aynı yasağa tabidir. Bu sonuç özellikle iradesi dışında ayrılan personel bakımından ağırdır. Başkanlığın kendi tercihiyle sözleşmesini yenilemediği bir uzman, iki yıl boyunca uzmanlık alanında hiçbir işte çalışamayacak ve bu kayba karşı Kanunda herhangi bir telafi öngörülmemiştir.
Yasaklanan faaliyetler dört grupta toplanmaktadır. Siber güvenlik alanında resmi veya özel başka hiçbir görev almak, bu alanda ticaretle uğraşmak, serbest meslek faaliyetinde bulunmak ve özellikle bu sektörde faaliyet gösteren bir şirkette hissedar veya yönetici olmak.
Yasağın en geniş unsuru, resmi veya özel başka hiçbir görev alamama ifadesidir. Bu ifade, özel sektör yanında kamu sektörünü de kapsamaktadır. Lafzi bir yorumla Başkanlıktan ayrılan bir uzmanın bir bakanlığın siber olaylara müdahale ekibinde, bir kamu bankasının bilgi güvenliği biriminde veya bir devlet üniversitesinde siber güvenlik dersi veren öğretim elemanı olarak görev alması da muvafakat alınmadıkça suç oluşturabilir. Kamudan kamuya geçişin dahi cezai yaptırım tehdidi altında olması, düzenlemenin amacıyla açıklanamaz. Akademik faaliyetler bakımından ayrıca Anayasa’nın 27. maddesindeki bilim ve sanat hürriyeti gündeme gelecektir.
Siber güvenlik alanı kavramı da Kanunda tanımlanmamıştır. Kanun siber güvenliği tanımlamış, ancak bu alanın sınırlarını çizmemiştir. Siber güvenlik bugün bankacılıktan sağlığa, telekomünikasyondan yazılım geliştirmeye kadar hemen her sektörün bir parçasıdır. Bir yazılım şirketinde uygulama güvenliğinden sorumlu bir geliştirici, bir hukuk bürosunda siber olay müdahale danışmanlığı yapan bir avukat veya bir bankanın veri koruma görevlisi siber güvenlik alanında görev almış sayılacak mıdır? Kaya da izinsiz faaliyet suçunu incelerken aynı belirsizliğe dikkat çekmekte, genel bir bilişim danışmanlık hizmetinin ikincil fonksiyonları nedeniyle siber güvenlik hizmeti olarak nitelendirilebileceğini ve kapsama girip girmeme konusunda ciddi belirsizlikler doğabileceğini belirtmektedir (Kaya, s. 255-256). Siber güvenlik hizmetinin sınırları için yapılan bu tespit, 12. maddedeki siber güvenlik alanı kavramı için de geçerlidir. Bu belirsizlik, idari bir izin rejiminde katlanılabilir olsa da üç yıldan başlayan bir hapis cezasının dayanağı olarak kabul edilemez.
Hissedarlık yasağı ise belki de hükmün en dikkat çekici unsurudur. Lafız, şirkette herhangi bir pay sahibi olmayı yasaklamaktadır. Buna göre Başkanlıktan ayrılan bir uzmanın borsada işlem gören bir siber güvenlik şirketinin hissesini satın alması, hatta yurt dışında işlem gören bir siber güvenlik şirketinin birkaç hissesini edinmesi dahi suçun maddi unsurunu karşılayabilir. Yasağın amacı Başkanlıkta edinilen bilgilerin sektörde ticari avantaja dönüştürülmesini önlemekse, bu amaç ancak şirket üzerinde kontrol veya etki imkânı sağlayan bir ortaklıkla gerçekleşebilir. Hükümde hissedar ile yönetici ifadelerinin birlikte kullanılması da kanun koyucunun şirketle etkin bir bağı hedeflediğine işaret etmektedir. Ceza hukukunda kıyas yasağı suç tanımının genişletilmesini yasaklar. Sanık lehine olan amaçsal daraltma ise bu yasağın kapsamında değildir. Bu nedenle hissedarlık yasağının, şirket üzerinde etki veya kontrol sağlayan ortaklıklarla sınırlı olarak yorumlanması gerekir. Portföy yatırımı niteliğindeki küçük pay sahipliğinin veya yatırım fonları aracılığıyla dolaylı pay sahipliğinin suç oluşturduğunu kabul etmek, düzenlemenin amacıyla hiçbir bağı olmayan fiilleri cezalandırmak anlamına gelir.
Yasak, ilişiğin kesildiği tarihten itibaren iki yıl süreyle ve yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da geçerlidir. Yurt dışı unsuru, uzaktan çalışmanın yaygın olduğu siber güvenlik alanında özellikle önemlidir. Kaya’nın da belirttiği gibi, dijital ortamda yürütülen danışmanlık, yazılım geliştirme veya teknik destek gibi hizmetlerin coğrafi olarak izlenmesi ve sınırlandırılması hem teknik hem hukuki açıdan ciddi zorluklar doğurmaktadır (Kaya, s. 271). Yurt dışında yabancı bir şirkette çalışan eski bir personel bakımından TCK m. 11 devreye girer. Buna göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işleyen Türk vatandaşı, Türkiye’de bulunduğu takdirde Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Sonuç olarak yurt dışında çalışmaya başlayan bir uzman, Türkiye’ye döndüğünde soruşturmayla karşılaşabilir.
Yasak mutlak değildir. Başkanlıktan muvafakat alınması hâlinde yasak kapsamındaki faaliyetler yürütülebilir. Muvafakat, suçun tipiklik unsuru niteliğindedir ve muvafakat alınmış bir faaliyet suç oluşturmaz. Ancak Kanun, muvafakatin hangi ölçütlere göre verileceğini, başvurunun ne kadar sürede sonuçlandırılacağını, ret kararının gerekçeli olup olmayacağını ve sessiz kalma hâlinde ne olacağını düzenlememiştir. Bu durumda muvafakat, tamamen idarenin takdirine bırakılmış bir izin hâline gelmektedir. Muvafakat talebinin reddi bir idari işlem olduğundan idari yargıda iptal davasına konu olabilir. Ancak iki yıllık yasak süresi düşünüldüğünde, idari yargı denetimi çoğu zaman yasak süresi dolduktan sonra sonuç verecek ve etkili bir koruma sağlamayacaktır. Kaya, muvafakat mekanizmasının uygulamada esneklik sağlayabileceğini, ancak sistemik düzeyde tam bir çözüm sunmadığını ve eşit muamele ilkesinin her zaman denetlenebilir olmamasının bu düzenlemenin ağır cezai normlarla yaptırıma bağlanmasını riskli hâle getirdiğini belirtmektedir (Kaya, s. 271).
Kamu görevinden ayrılanlara yönelik çalışma yasakları Türk hukukuna yabancı değildir. 2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun’un 2. maddesine göre kamu görevinden hangi sebeple olursa olsun ayrılanlar, ayrıldıkları tarihten önceki iki yıl içinde hizmetinde bulundukları kuruma karşı, ayrıldıkları tarihten başlayarak üç yıl süreyle, o kurumdaki görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili konularda doğrudan veya dolaylı olarak görev ve iş alamaz, taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz. Bu Kanuna aykırılık 4. madde uyarınca altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlanmıştır.
İki düzenleme karşılaştırıldığında SGK m. 12’nin ne kadar geniş olduğu açıkça görülmektedir. 2531 sayılı Kanun yalnızca eski kuruma karşı yürütülen işleri yasaklarken, SGK m. 12 bütün bir sektörde çalışmayı yasaklamaktadır. 2531 sayılı Kanun pay sahipliğini yasaklamazken, SGK m. 12 hissedarlığı açıkça yasak kapsamına almıştır. 2531 sayılı Kanun’un öngördüğü ceza altı aydan iki yıla kadar hapis iken, SGK m. 16/8’in öngördüğü ceza üç yıldan beş yıla kadar hapistir. Daha dar bir yasağın ihlali daha hafif, çok daha geniş bir yasağın ihlali ise çok daha ağır bir cezayla karşılanmaktadır.
Özel hukukta da benzer bir sınır bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu’nun 445. maddesine göre işçinin rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. Kanun koyucu, özel hukuk ilişkisinde dahi sözleşmeyle kabul edilmiş bir rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmemesini ve hâkim denetimine açık olmasını ararken, kamu hukukunda kanunla getirdiği ve cezai yaptırıma bağladığı bir yasakta bu güvencelerin hiçbirine yer vermemiştir.
Görevden ayrılanlara getirilen yasakların amacı, kamu ile özel sektör arasındaki personel geçişlerinin, yani döner kapının doğurabileceği çıkar çatışmalarını önlemektir. Kaya da bu düzenlemenin temelinde görevden ayrılan personelin bilgiye dayalı menfaat çatışması yaratma potansiyelinin yattığını belirtmektedir (Kaya, s. 270). Siber Güvenlik Başkanlığının hem düzenleyici hem denetleyici hem de sertifikasyon yetkileri bulunduğu düşünüldüğünde, döner kapı riskine karşı bir tedbir alınması meşrudur. Sorun amacın kendisinde değil, araçtadır. Bu amaca kurumla ilgili işlerde sınırlı süreli bir yasak, bilgi bazlı bir gizlilik yükümlülüğü ve idari yaptırımlarla ulaşılabilecekken, bütün bir sektörde iki yıllık çalışma yasağının hapis cezasıyla güvenceye alınması ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Anayasa Mahkemesi, görevden ayrılanlara getirilen çalışma yasaklarını daha önce ölçülülük ilkesi açısından denetlemiştir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 14. maddesinin birinci fıkrası, emeklilik ve istifa gibi sebeplerle görevlerinden ayrılan hâkim ve savcıların son beş yıl içinde hizmet gördükleri mahkeme veya dairelerin yargı çevresinde iki yıl süreyle avukatlık yapmalarını yasaklıyordu. Anayasa Mahkemesi, yargı çevresinin bazen bir bölgeyi bazen de tüm ülkeyi kapsayabileceğinden bu yasağın çalışma özgürlüğünün ölçüsüz biçimde sınırlandırılmasına yol açabilecek nitelikte olduğuna hükmederek kuralı Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı bulmuş ve iptal etmiştir (AYM, E.2009/67, K.2009/119, K.T. 01.10.2009). Mahkeme aynı fıkranın önceki hâlini de benzer gerekçelerle iptal etmişti (AYM, E.2001/309, K.2002/91, K.T. 15.10.2002).
Bu içtihadın SGK m. 12 bakımından önemi büyüktür. Avukatlık Kanunu’ndaki yasak, Anayasa’nın 138. maddesindeki mahkemelerin bağımsızlığı ilkesi gibi anayasal bir değere dayanmasına, yalnızca avukatlık mesleğiyle ve belirli bir coğrafi alanla sınırlı olmasına ve cezai yaptırım içermemesine rağmen ölçüsüz bulunmuştur. SGK m. 12’deki yasak ise bütün bir sektörde, kamu ve özel ayrımı yapmaksızın, yurt içi ve yurt dışında, pay sahipliği dahil her türlü ekonomik faaliyeti kapsamakta ve üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla desteklenmektedir. Anayasa Mahkemesinin aynı ölçütleri uygulaması hâlinde SGK m. 12/1’in ve buna bağlı olarak 16/8’in anayasallık denetiminden geçmesi oldukça güç görünmektedir.
Kaya da bir siber güvenlik uzmanının Başkanlıktan ayrıldıktan sonra iki yıl boyunca hem kamu hem özel sektörde çalışmasının yasaklanmasının, hatta hissedar olmasının dahi engellenmesinin ölçülülük ilkesine aykırı bir sınırlama olduğunu ve bu düzenlemenin Başkanlık bünyesinde çalışmayı kariyer planlaması açısından cazip olmaktan çıkarabileceğini belirtmektedir (Kaya, s. 270). Kanunun 4. maddesi siber güvenlik alanında nitelikli insan kaynağı kabiliyet ve kapasitesinin artırılmasını ve siber güvenlik kültürünün toplum geneline yaygınlaştırılmasını temel ilkeler arasında saymaktadır. Kamudaki tecrübenin özel sektöre, özel sektördeki tecrübenin kamuya aktarılmasını engelleyen bir ceza normu, Kanunun kendi ilkeleriyle de çelişmektedir (Kaya, s. 270-271).
İkinci fıkranın lafzında bir özne bulunmamaktadır. Hüküm, Başkanlıktaki görev ve faaliyetler kapsamında edinilen her türlü verinin kitle iletişim araçlarıyla yayımlanmasının veya açıklanmasının yasak olduğunu belirtmekte, ancak bu yasağın kime yönelik olduğunu söylememektedir. Lafız tek başına ele alındığında, Başkanlıktan sızan bir belgeyi haberleştiren bir gazetecinin veya bu belgeyi sosyal medyada paylaşan herhangi bir kişinin de 12. maddeye aykırı davranmış ve dolayısıyla 16/8 kapsamında suç işlemiş sayılabileceği düşünülebilir.
Bu yorum kabul edilemez. Her şeyden önce 12. madde Kanunun Personele İlişkin Hükümler başlıklı Üçüncü Bölümünde yer almaktadır. Madde gerekçesi de maddeyle Başkanlıkta görev alanlar ile Başkanlıktan ilişiği kesilenlerin yükümlülüklerine yer verildiğini açıkça belirtmektedir. Kaya, aynı bölümde yer alan 13. maddedeki sır saklama yükümlülüğü bakımından da maddenin sistematik yerinden hareketle muhatabın Başkanlık personeli olduğunu, aksi yöndeki bir yorumun suçta ve cezada kanunilik ilkesine açıkça aykırı olacağını belirtmektedir (Kaya, s. 256). Aynı değerlendirme 12. maddenin ikinci fıkrası için de geçerlidir ve doktrinde bu yasak da SGB personeline getirilen yükümlülükler arasında ele alınmaktadır (Kaya, s. 269-270). Ayrıca hükümdeki edinilen ifadesi, bilgiyi görev ve faaliyetler kapsamında edinen kişiyi, yani personeli işaret etmektedir.
Benzer yapıdaki göreve ilişkin sırrın açıklanması suçu (TCK m. 258) da özgü suç olarak kabul edilmekte, bu suçun ancak kamu görevlisi tarafından işlenebileceği, kamu görevlisinin sıfatının sona ermesi hâlinde de suçun faili olmaya devam edeceği, kamu görevlisi olmayan kişilerin ise ancak azmettiren veya yardım eden olarak suça katılabileceği belirtilmektedir (Serap Yazıcı, Göreve İlişkin Sırrın Açıklanması Suçu, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, 2024, Tez No. 935627, s. 23-24). SGK m. 12/2 de bu sistematik içinde, Başkanlıkta görev yapan ve görevden ayrılan personelin işleyebileceği bir özgü suç olarak anlaşılmalıdır. Gazetecilerin ve diğer üçüncü kişilerin bu hükümle doğrudan fail olarak cezalandırılması, Anayasa’nın 26. ve 28. maddeleriyle de bağdaşmaz.
Bu yasağın ilişiği kesilenlerle sınırlı olmadığına da dikkat çekmek gerekir. Birinci fıkradan farklı olarak ikinci fıkra, görevi devam eden personeli de kapsamaktadır. Görevi devam eden personel kamu görevlisi olduğundan, 16. maddenin yedinci fıkrası uyarınca ceza üçte bir oranında artırılacaktır. Bu durumda görevdeki bir personel bakımından ceza aralığı fiilen dört yıldan altı yıl sekiz aya kadar hapse yükselmektedir.
Yasağın konusu, Başkanlıktaki görev ve faaliyetler kapsamında edinilen bilgi, belge ve benzeri her türlü veridir. Hükümde bilginin gizli olması, gizli kalması gereken nitelikte olması veya açıklanmasının bir zarar doğurması aranmamaktadır.
Bu tercih, Türk hukukundaki benzer düzenlemelerin tamamından ayrılmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 31. maddesi memurların kamu hizmetleriyle ilgili gizli bilgileri, görevlerinden ayrılmış olsalar bile yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklamalarını yasaklamaktadır. TCK m. 258, görevi nedeniyle bilgi edinilen ve gizli kalması gereken belgelerin açıklanmasını cezalandırmaktadır. Siber Güvenlik Kanunu’nun 13. maddesi bile sır saklama yükümlülüğünü gizlilik taşıyan bilgiler, kişisel veriler ve ticari sırlarla sınırlamıştır. 12. maddenin ikinci fıkrası ise gizlilik ölçütünü tamamen terk etmiştir.
Türk hukukunda gizli bilgi alanının zaten oldukça geniş ve belirsiz biçimde kurulduğu, gizli bilgi kavramının sınırlarının normatif olarak açık biçimde çizilmemiş olmasının kamu görevlisinin hangi bilgiyi açıklayıp hangisini açıklayamayacağı konusunda ciddi bir belirsizlik yarattığı doktrinde vurgulanmaktadır (Cihan Yaylak, İdare Hukuku Perspektifinden Kamu Yararına İfşa, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2026, Tez No. 1002626, s. 373-374). SGK m. 12/2, bu belirsizliği gidermek bir yana, gizlilik şartını tamamen kaldırarak yasak alanını sınırsız hâle getirmiştir.
Bu genişliğin sonuçları somut olarak düşünüldüğünde sorun daha belirgin hâle gelir. Başkanlıktan ayrılan bir uzmanın profesyonel ağ sitesindeki özgeçmişinde hangi projelerde çalıştığını yazması, bir konferansta kamu kurumlarında siber olay müdahale süreçlerinin genel olarak nasıl işlediğini anlatması, bir akademik makalede veya lisansüstü tezde Başkanlıktaki deneyimlerinden yararlanması, hatta bir röportajda Başkanlıkta çalışmanın zorluklarından söz etmesi, lafzi bir yorumla Başkanlıktaki görev kapsamında edinilen bir bilginin kitle iletişim aracıyla açıklanması sayılabilir. Bu fiillerin hiçbiri ne bir sırrın ifşası ne de bir güvenlik riski taşır.
Bu nedenle ikinci fıkranın da amaçsal olarak daraltılması gerekir. Yasağın konusu, açıklanması Başkanlığın görevlerinin yürütülmesini veya siber güvenliği tehlikeye sokmaya elverişli, kamuya açık olmayan bilgilerle sınırlı tutulmalıdır. Kamuya açık bilgiler, kişinin genel mesleki deneyimi ve somut bir kurumsal bilgi içermeyen genel değerlendirmeler bu yasağın kapsamına girmemelidir.
Hüküm, yasaklanan açıklamanın kitle iletişim araçlarıyla yapılmasını aramaktadır. Radyo, televizyon, internet, sosyal medya, gazete, dergi ve kitap sayıldıktan sonra diğer tüm medya araçları ve her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim araçları ifadesine yer verilmiştir. Bu sayım geniş olmakla birlikte, kitle iletişim aracı unsuru yasağın sınırlarından birini oluşturur. Bir kişiyle yüz yüze yapılan bir konuşmada veya özel bir yazışmada bilgi verilmesi bu hükmün değil, şartları varsa SGK m. 16/3 ile TCK m. 258’in konusudur.
Yasak, Başkanlıkça yetki verilen durumlarda uygulanmaz. Muvafakat bakımından yaptığımız eleştiriler burada da geçerlidir. Kanun, yetki verilmesinin ölçütlerini ve usulünü düzenlememiştir.
İkinci fıkranın en önemli eksikliği, kamu yararına ifşa için hiçbir istisna öngörmemesidir. Başkanlıkta çalışan bir uzmanın, örneğin bir kamu kurumunun ciddi bir zafiyetinin bilinçli olarak giderilmediğini, bir denetimin usulsüz biçimde sonuçlandırıldığını veya Başkanlığın yetkilerinin kötüye kullanıldığını öğrendiğini varsayalım. Bu kişinin iç kanalları denedikten sonra durumu basına açıklaması, lafzi yoruma göre üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası gerektiren bir suçtur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kamu görevlilerinin kurumlarındaki kural dışılıkları ifşa etmesini Sözleşme’nin 10. maddesindeki ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmektedir. Mahkeme, Moldova Başsavcılığının basın biriminin başında bulunan ve Başsavcılığa gelen iki mektubu bir gazeteye veren bir kamu görevlisine ilişkin kararında (AİHM, Guja/Moldova [BD], B. No: 14277/04, 12.02.2008, §§ 8 ve 13), sadakat yükümlülüğü ile ifade özgürlüğü arasında dengeleme yapmak üzere altı ölçüt geliştirmiştir. Bu ölçütler, bilginin öncelikle amire veya yetkili başka bir mercie iletilmesi ve kamuoyuna açıklamaya ancak bunun açıkça imkânsız olduğu hâllerde son çare olarak başvurulması, açıklanan bilgide kamu yararının bulunması, bilginin doğruluğu, idarenin uğradığı zararın ağırlığı, açıklama yapanın iyi niyeti ve motivasyonu ile uygulanan yaptırımın ağırlığıdır (§§ 73-78). Mahkeme somut olayda başvurucunun görevine son verilmesini en ağır yaptırım olarak değerlendirmiş, bu yaptırımın diğer kamu görevlileri üzerinde de caydırıcı etki doğurabileceğini belirterek Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir (§§ 95 ve 97). Mahkeme bu kararı sonraki kararlarında bir referans noktası olarak kullanmaktadır (Yaylak, s. 285).
Türkiye’ye ilişkin Görmüş ve Diğerleri kararı, SGK m. 12/2 bakımından ayrıca önemlidir. Genelkurmay Başkanlığına ait gizli belgelere dayanan bir haber nedeniyle Nokta dergisinde arama ve el koyma yapılmasına ilişkin bu kararda Mahkeme, Guja ilkelerini aynen tekrarlamış (AİHM, Görmüş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 49085/07, 19.01.2016, § 50) ve Türk mevzuatında işyerinde işlenen olası yasadışı eylemlerin iç kanallardan bildirilmesine ilişkin hiçbir hüküm bulunmadığını tespit etmiştir. Mahkemeye göre bu durumda bilgiyi açıklayanlardan endişelerini önce hiyerarşik yolla dile getirmeleri beklenemez (§ 61). Mahkeme ayrıca bu tür müdahalelerin, kamu makamlarının yasaya aykırı veya tartışmalı davranışlarını dile getirmek isteyen bilgi sızdıran kamu görevlilerinin cesaretini kıracak caydırıcı bir etki taşıdığını vurgulamıştır (§ 74). Siber Güvenlik Kanunu’nda da Başkanlık içindeki usulsüzlüklerin bildirilmesine ilişkin bir iç kanal öngörülmemiştir. Bu nedenle Guja kararındaki iç kanalların öncelikle kullanılması ölçütü, Başkanlık personeli bakımından da aynı şekilde değerlendirilmelidir.
Türk hukukunda kamu yararına ifşaya ilişkin açık ve sistematik bir yasal çerçeve bulunmamakta, mevcut düzenlemeler parçalı ve uygulama bakımından yetersiz kalmaktadır (Yaylak, özet). DMK m. 31 ile TCK m. 258 birlikte değerlendirildiğinde, kamu görevlisinin ifşa amacıyla gizli bilgi açıklamasının, kamu yararı gözetilip gözetilmediğine bakılmaksızın disiplin ve ceza sorumluluğu doğurabildiği belirtilmektedir (Yaylak, s. 374). SGK m. 12/2 bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Zira bu hüküm gizli olmayan bilgileri de kapsamakta ve TCK m. 258’den daha ağır bir ceza öngörmektedir.
Bu durumda uygulayıcıların AİHM içtihadını gözetmesi zorunludur. Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar ile kanunların çatışması hâlinde antlaşma hükümleri esas alınır. Guja ölçütlerini karşılayan bir ifşanın, TCK m. 26’daki hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni kapsamında değerlendirilmesi ve cezalandırılmaması gerekir.
Hükümde suçun taksirle işlenebileceği öngörülmediğinden her iki yasağa aykırılık da ancak kastla işlenebilir (Kaya, s. 270). Kastın suçun kanuni tanımındaki bütün unsurları kapsaması gerekir (TCK m. 21).
Birinci yasak bakımından failin, üstlendiği görevin veya faaliyetin siber güvenlik alanında olduğunu bilmesi gerekir. Siber güvenlik alanı kavramının belirsizliği karşısında, failin örneğin genel bir yazılım geliştirme pozisyonunun bu kapsamda olmadığını düşünerek hareket etmesi mümkündür. Bu durumda TCK m. 30/1 uyarınca suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlar hakkında hata söz konusu olur ve kast ortadan kalkar. Muvafakat bakımından da benzer bir değerlendirme yapılabilir. Muvafakatin alındığını veya gerekmediğini düşünen bir kişi, örneğin Başkanlıktan aldığı belirsiz bir cevabı muvafakat olarak anlayan eski personel, kastla hareket etmiş sayılmamalıdır.
İkinci yasak bakımından failin, açıkladığı bilginin Başkanlıktaki görev kapsamında edinildiğini ve Başkanlıktan yetki alınmadığını bilmesi gerekir. Yukarıda önerdiğimiz amaçsal daraltma kabul edilirse, failin bilginin kamuya açık olmadığını ve açıklanmasının tehlike yaratmaya elverişli olduğunu da bilmesi aranmalıdır.
İkinci yasak, aynı Kanunun 16. maddesinin üçüncü fıkrasındaki sır saklama yükümlülüğünü yerine getirmeme suçuyla ve TCK m. 258’deki göreve ilişkin sırrın açıklanması suçuyla kesişmektedir. Gizlilik taşıyan bir bilginin sosyal medyada yayımlanması, aynı anda hem 12. maddenin ikinci fıkrasına hem 13. maddeye aykırılık oluşturur. Tek bir fiille birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verildiğinden TCK m. 44 uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulur. Sır saklama yükümlülüğüne aykırılık dört yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası gerektirdiğinden (SGK m. 16/3) bu durumda 16/3 uygulanacaktır. TCK m. 258 ise Başkanlık personeli bakımından özel norm karşısında geri çekilecektir. Kaya’nın belirttiği gibi kanun koyucu bu eylemleri daha yüksek riskli kabul ederek TCK m. 258’deki yaptırımı ağırlaştırmıştır (Kaya, s. 270).
Gizli olmayan bir bilginin medya aracılığıyla açıklanması ise yalnızca 12. maddenin ikinci fıkrasına aykırılık oluşturur. Bu durumda ortaya ilginç bir sonuç çıkmaktadır. Gizli olmayan bir bilgiyi bir dergide yayımlayan eski personel üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşırken, gizli kalması gereken bir belgeyi özel bir yazışmayla başkasına veren ve 16/3 kapsamına girmeyen bir kamu görevlisi TCK m. 258 uyarınca bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilir. Haksızlık içeriği daha düşük olan fiil daha ağır cezayla karşılanmaktadır.
Birinci yasak bakımından ise 2531 sayılı Kanun ile ilişki gündeme gelir. 2531 sayılı Kanun’un 2. maddesinin ikinci fıkrası özel kanunlardaki yasaklayıcı hükümleri saklı tutmaktadır. Bu nedenle Başkanlıktan ayrılan personel bakımından özel hüküm niteliğindeki SGK m. 12 ve 16/8 uygulanacaktır.
Suç için üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Adli para cezası öngörülmemiştir. Suç şikâyete bağlı değildir ve uzlaştırma kapsamında değildir. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. TCK m. 66/1-e uyarınca dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.
Birinci yasağa aykırılık, yasaklanan görevin veya ortaklığın sürdüğü müddetçe devam eden bir kesintisiz suç niteliğindedir. TCK m. 66/6 uyarınca kesintisiz suçlarda zamanaşımı kesintinin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlar.
Cezanın alt sınırının üç yıl olması uygulamada önemli sonuçlar doğurur. TCK m. 62 uyarınca takdiri indirim uygulansa dahi ceza iki yıl altı ayın altına inemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ancak iki yıl veya daha az süreli hapis cezaları için mümkün olduğundan (CMK m. 231/5) ve cezanın ertelenmesi de iki yıl veya daha az süreli hapis cezalarıyla sınırlı olduğundan (TCK m. 51/1), alt sınırdan ceza verilse dahi bu kurumlar uygulanamaz. Başka bir ifadeyle, Başkanlıktan ayrıldıktan sonra muvafakat almadan bir siber güvenlik şirketinde çalışmaya başlayan ve başka hiçbir suçu bulunmayan bir uzman, fiilen infaz edilecek bir hapis cezasıyla karşı karşıyadır. Bu sonuç, 2531 sayılı Kanun’daki benzer bir ihlalin altı aydan iki yıla kadar hapis cezası gerektirdiği ve çoğu zaman hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla sonuçlanabileceği düşünüldüğünde, ölçüsüzlüğü açıkça göstermektedir.
Siber Güvenlik Kanunu m. 16/8, Siber Güvenlik Başkanlığı personelinin görevden ayrıldıktan sonra kurumdaki bilgi ve ilişkilerini özel çıkara dönüştürmesini ve görev kapsamında edinilen bilgileri kamuoyuyla paylaşmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçlar meşrudur ve Başkanlığın erişebildiği bilgilerin hassasiyeti düşünüldüğünde belirli tedbirler gereklidir.
Ancak hüküm, ulaşmak istediği amaçla orantısız araçlar kullanmaktadır. Çalışma yasağı bütün bir sektörü, kamu ve özel ayrımı yapmaksızın, yurt içi ve yurt dışında ve pay sahipliği dahil her türlü ekonomik faaliyeti kapsamaktadır. Muvafakat mekanizması hiçbir ölçüte ve süreye bağlanmamıştır. Yayın yasağı gizli olsun olmasın her türlü veriyi kapsamakta ve kamu yararına ifşa için hiçbir istisna öngörmemektedir. Birbirinden çok farklı haksızlık içeriğine sahip bu iki yasak tek bir ceza aralığına bağlanmış ve bu ceza aralığı, alt sınırı itibarıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını ve cezanın ertelenmesini dahi imkânsız kılacak şekilde belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin çok daha dar bir çalışma yasağını dahi ölçüsüz bulan içtihadı karşısında hükmün anayasallık denetiminden geçmesi oldukça güçtür.
Hüküm yürürlükte kaldığı sürece uygulayıcıların dar bir yorum benimsemesi zorunludur. Çalışma yasağı geçici görevlendirilen personele uygulanmamalı, hissedarlık yasağı şirket üzerinde etki sağlayan ortaklıklarla sınırlı tutulmalı, siber güvenlik alanı kavramının belirsizliğinden kaynaklanan tereddütler sanık lehine değerlendirilmelidir. Yayın yasağı yalnızca personele uygulanmalı, kamuya açık olmayan ve açıklanması tehlike yaratmaya elverişli bilgilerle sınırlı tutulmalı ve AİHM’in Guja ölçütlerini karşılayan ifşalar hukuka uygun kabul edilmelidir. Uzun vadede ise kanun koyucunun çalışma yasağını Başkanlıkla ilgili işlerle sınırlaması, muvafakat için ölçüt ve süre öngörmesi, yasağa tabi personele yasak süresince bir telafi sağlaması, yayın yasağını gizli bilgilerle sınırlayarak kamu yararına ifşa için bir istisna getirmesi ve yaptırımı idari ve disiplin yaptırımlarıyla yeniden kurgulaması gerekmektedir.
Mevzuat Bilgi Sistemi, 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu, özellikle m. 3, 4, 10, 12, 13 ve 16, güncel metin ve madde gerekçesi.
Mevzuat Bilgi Sistemi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m. 2, 11, 21, 26, 30, 44, 51, 61, 62, 66 ve 258; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 31; 2531 sayılı Kamu Görevlerinden Ayrılanların Yapamayacakları İşler Hakkında Kanun m. 2 ve 4; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 445.
Mehmet Bedii Kaya, Siber Güvenlik Hukuku, Dijital Baskı 1.0, 2025, § 23 Siber Güvenlik Suçları, s. 250 vd., mbkaya.com/hukuk/siber-guvenlik-hukuku.pdf.
Cihan Yaylak, İdare Hukuku Perspektifinden Kamu Yararına İfşa, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2026, Tez No. 1002626, Ulusal Tez Merkezi.
Serap Yazıcı, Göreve İlişkin Sırrın Açıklanması Suçu, Yüksek Lisans Tezi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2024, Tez No. 935627, Ulusal Tez Merkezi.
Anayasa Mahkemesi, E.2009/67, K.2009/119, K.T. 01.10.2009, R.G. 06.11.2010, S. 27751; E.2001/309, K.2002/91, K.T. 15.10.2002 (1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 14/1).
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Guja/Moldova [BD], B. No: 14277/04, 12.02.2008; Görmüş ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 49085/07, 19.01.2016 (karar metinleri HUDOC üzerinden incelenmiştir).